Geçen gün internetin kesilmesi çok sakıncalı bir durumuda hatırlattı. Şu anda Superonline ve Türk Telekom Türkiye’nin dört bir yanını fiber ağlarla örüyorlar. Sadece Türkiye değil Ortadoğu’dan , Avrupa’ya kadar hummalı bir çalışma var. Birkaç milyar doları toprağın altında neredeyse ise kıldan ince bu hatlara gömmelerinin nedeni her iki şirketin vizyonu. Önümüzdeki dönem bu hatlarla data taşımanın önemini kavramış durumdalar. Gelin görün ki bir zamanlar bankalar arasında ATM’lerde yaşanan bir garabet burada da yaşanıyor. Herkes kendi fiber optik hattını kurma telaşında. Ortak paylaşım yasal altyapıyla sağlanmadığı için yok. Böyle olunca da israf ön plana çıkıyor. Dünyanın başka gelişmiş ülkesinde yan yana 12 ayrı bankanın ATM’sini göremezsiniz. Ancak bizde ATM’ler ortak kullanılmaz. Yan yana 12 makineyı 12 ayrı banka koyuverir. TTNet arızası bize bir kez daha bu konular hakkında düşünmemiz gerektiğini söylüyor.
Bizim genel özelliğimizdir herhalde bu. Yıllar boyu umursamayıp, yıllar sonra, iş işten geçtikten sonra Sivas davasına zamanaşımını konuşmayı, şampiyonluğu sezonun son maçına bırakıp uzatmalarda gol arayan taraftar psikolojisine benzetmemek elde değil. Zamanı geçmiş katliamın davası olur mu … Önceki gün Bülent Arınç’ın “Katliamda görevini ihmal eden kamu görevlileri de yargılanmalı” sözleri olmasa zamanaşımına uğrayan davanın tartışması olmaz diyecektim. Dün Zaman gazetesinde dönemin Sivas Tugay Komutanı emekli Tuğgeneral Ahmet Yücetürk çok önemli bir söyleşi vermişti. Özetle, dönemin valisini askeri göreve çağırmamakla suçluyordu. Vali de benzer bir suçlamayı tugay komutanı için getirmişti. Oysa Sivas katliamının yapıldığı gün çekilen görüntülere baktığımızda emekli tuğgeneralin de valinin de yanıldığını görüyoruz. Zira sayısı en az 20’yi bulan tüfekli askerler o gün gözü dönmüş halk ile otelde mahsur kalanların arasına girmişti. Bu askerler sadece havaya ateş açsalar bile kalabalık korkup geri çekilebilirdi. Oysa sonuçta emir geldi, askerler geri çekildi. Çekil emrini kim neden verdi, bunca yıl geçti bilinmiyor. Bakın 1993 yılından bu yana dilimde bu soru pelesenk oldu. Askere ‘çekil’ emrini veren, bu katliamda en az o oteli yakanlar kadar suçludur. Dönemin kamu görevlilerinden hesap sorulacaksa ilk olarak bunu sorarak başlayabiliriz. Zira ya dönemin valisi ya da tugay komutanı açıkça yalan söylüyor.
Taksimdeki yeni projeyi duymayan yoktur herhalde. Taksim’e bir Topçu Kışlası adı altında AVM yapılıyor. Gerçek bir şehircilik cinayeti ile karşı karşıyayız. Yıllardır Taksim’deki AKM’yi açamayan hükümet gözünü şehrin tek yeşil alanına dikmiş durumda. Burayı daha da yeşillendireceğine ağaçları işaretlemişler kesmeye hazırlanıyorlar. Bu projeyi düşünen, hayata geçirene, izin verene ve o ağaçları kesene yazıklar olsun derim , eğer bunlar yapılırsa.
Geçen gün hepiniz izlemişsinizdir. İranlı bir yolcu, Onur Air’e ait bir uçağın içinde 3 saat bekletildikten sonra çıldırmış, camları kırmış, kabin ekibine saldırmış. Kusura bakmayın ama İranlı yolcunun suçu yok. Hatta adam haklı. Nedeni, Türk havayolu şirketlerinin son yıllarda alışkanlık haline getirdiği bir uygulamada. Havayolu şirketleri rötar yapıp ceza yememek için yolcuları zamanında uçağa alıyor ve rötar uçak içinde bekleniyor. Dünyanın elbette başka bir ülkesinde göremeyeceğiniz cin fikirli bir havacılık kaçamağı. Uçağın içinde saatlerce beklemek, Türkiye’de havayolunu kullanan bütün yolcular için birer kadere dönüşmüş durumda. İranlı yolcu 3 saat beklediği için çıldırmış; emin olun, böyle giderse yakında biz daha çok çıldıran yolcu haberi okuruz. Hatta bizzat o yolcu biz oluruz. Bu konuya Ulaştırma Bakanlığı artık el koymalı, uçak içinde yolculara bekleme eziyeti çektirilerek rötar yokmuş gibi yapma komedisi bitirilmeli, değil mi ?
TSK, fiziği düzgün çellist arıyor! Asker abiler sivilleşmeye devam ediyor, son olarak sivil çellist ve viyolonselci almak için gazeteye ilan vermişler. Gelin görün ki adaylarda müzik kabiliyetinin yanı sıra ‘vücut yapıları düzgün, her bakımdan sağlam ve fiziki görünümü kusursuz olanlar’ tercih edilecekmiş. Hayatımda ilk kez böyle bir müzisyen ilanı görüyorum. Ben bu çellist ve viyolonselci kadın adayları TSK’nın nerede ve nasıl kullanacağını anlamadım. Müzik sadece kulağa hitap eder sanıyordum, demekki hepimiz yanılmışız.
Fethiye bir binanın tepesine su deposu kılığında baz istasyonu yerleştirilmiş vatandaşlar da alkışlarla tepkilerini gösteriyorlar. İlk bakışta gayet haklı bir çıkış. Baz istasyonlarını protesto etmek çevre bilinci gelişmiş herkesin en doğal hakkı. Gelin görün ki baz istasyonuna karşı çıkanlarla telefonlarının baz istasyonu olmadığı için çekmemesinden şikâyet edenler muhtemelen aynı kişiler. Yani özetle hem telefonları çeksin hem de baz istasyonları olmasın eylemi yapıyorlar. Ya da kıvırmadan şöyle ifade edelim: “Baz istasyonu olsun ama benim mahallemde olmasın” eylemi de diyebiliriz. Yahu madem o kadar karşısınız mahallenize baz istasyonu kurulmasının şöyle adam gibi bir cep telefonu kapatma eylemi yapsanıza! Bir GSM firmasına verilecek bundan daha büyük bir zarar ve ceza olabilir mi? Eleştiri sahibi misafir Yazarımız: greek
Dün akşam eşimi Esenler otogardan otobüsle memleketine uğurladım. Giriş çıkış 30 dakika kadar sürdü. Otobüs biletine 20 TL verdim. Otogar çıkışında 7 TL verdim.
Nasıl bir iş bu yav.
Devlet zaten İspark adı altında büyük bir gelir elde etmiyomu. Bari bu geliri birazcıkda vatandaşın hayrına bu tarz yerlerde kullansa olmaz mı ?
Geçen haftanın gündem konularından olan Boğaziçi köprüsünün bakım nedeni ile 1 yıl süreyle kapatılacak olmasını hatırlarsınız. Bir mühendis olarak bu haberi ilk okuduğumdan beri şüpheyle bakıyodum. Bu yüzden bu haberi ilk okuduğum yeri unutmadım ve gelişmeleri takip ettim.
Boğaziçi köprüsü 1 yıl kapanacak başlığı ile bu haberi ilk olarak sabah.com.tr yayınladı. Arşivlerini araştırmama rağmen bu başlıklı haberini bulamadım. Onun yerine şöyle bi haberleri var. ( http://www.sabah.com.tr/Gundem/2012/01/20/3-kopru-israri ) Bunun ardından ntvmsnc.com sitesinde ise, sabahın haberine göre ibaresi kullanılarak yayınlandı bu haber. ( http://www.ntvmsnbc.com/id/25315358/ )
Gelelim bu haftaya ,
Sabahın yeni haberine göre Köprüyü yapan firma böyle bir kapatılma olayını duymadık, görmedik, planlamadık , böyle bir şey yok demiş. İşte bu haber:
Sağır duymaz uydururmuş misali, sabah editörü yarım yamalak birşeyler duymuş ama bununla yetinmemiş, üstüne yalan dolan birşeyler koyup manşet yapmış. sonra herkes bu haberi inanmış ve yayınlamış. Sonra aynı sabah editörleri bu haberi kaynağını göstererek yalanlamış.
3. köprü ihalesine katılan 18 şirketin 9’u Türk firması. Böylesi büyük bir işe talip olan firma sayısı bile bize Türk inşaat sektörünün ne kadar geliştiğini gösteriyor. Gönül ister ki bu ihale bir Türk firmasına verilsin. Ancak olur ya ihaleyi yabancı bir firma kazanırsa da dünyanın sonu değil. Nihayetinde alt yürütücü firmaların Türk firmalar olacağını unutmayalım. Sonuçta bu köprüyü Türk işçisi yapacak. Asıl soru bu köprünün yayalar tarafından kullanılıp kullanılmayacağı. Diğer ülkelerde bisikletle bile köprü üzerlerinde turlar düzenleniyordu. Bizdeki ilk iki köprüde yayalar unutuldu, belki üçüncüsünde unutulmaz. Köprünün ortasına yürüyerek gelip tepeden İstanbulu izlemenin keyfine varırız.
Türk ordusu öyleki, Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün evinden karargâha sefertası ile yemek getirmesini gerektirecek kadar ‘iç tehdit’lerle karşı kaşıya kalabildiler. Türk ordusunun zirvesi hiçbir zaman sütliman olmadı. Generaller arasındaki rekabet kimi zaman kendi aralarında ittifaklar oluşturdu, kiminde ise büyük düşmanlıklar yarattı. Bugün yan yana oturdukları lojmanlarda yıllardır görev yaptıkları silah arkadaşlarının suratına bile bakmayan generallerin olmasının nedeni bu ölümcül rekabet ortamıdır. Sivillere karşı her zaman ortak bir cephe alınsa da askeriye kendi içinde birlik ve beraberliği tam olarak tutturamadı ama hep kol kırıldı yen içinde kaldı. İşte böylesi bir orduda emekli Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ tutuklanma gerekçesi olarak sunulan ‘terör örgütü yöneticisi olmak ve darbeye teşebbüs’ hiç de öyle kendisinin ağzını açık bırakacak kadar tuhaf bir iddia değil. İlker Başbuğ ister ‘Yüce Divan’da yargılansın isterse özel yetkili mahkemelerde, bu saatten sonra inanın çok da önemli değil. Önemli olan böyle bir iddia ile yargılanıyor olmasıdır. ‘Terör örgütü lideri’ iddiası sivillerin, ordunun içinde yıllardır sessizce takip ettikleri bu tuhaf duruma el koyduklarının teşhisidir. Türk ordusunun şanlı darbeler tarihine baktığımız zaman darbeye teşebbüs, bir hükümeti illegal yollardan yıkma girişimi, dün bir hukuki haktı, bugün hukuki bir suç. Bu suç, terör suçunun daniskası bile olabilir.